Sultanbeyli masal oku
ALPERENLİK RUHU

Zamanın ruhu değişti

RSS Feed for This Post

Zamanın ruhu değişti

 

İhsan Eliaçık

1988′de İran’da Ayetullah Munteziri Evin hapishanesinde olup bitenler için Ayetullah Humeyni’ye “Senin adamlarının zulmü Şah’ın zulmünü geçti, hani Ali’nin adalet devletini kuracaktık” dediğinden bu yana…

1987′de Tahran Üniversitesi önünde 7 kişinin öldüğü öğrenci gösterisinde “Ya adalet devleti ya yeniden devrim” sloganları atıldığından beri…

1994′den bu yana Türkiye’yi önce yerel sonra merkezi iktidarda olmak üzere 15 yıldır bir zamanlar “İslam gelecek vahşet bitecek” sloganları atanların yönetiyor olmasından beri…

2002 yılından sonra yükselen İslamcı partilerin, son yıllarda Kuveyt, Fas, Cezayir, Ürdün, Endonezya, Pakistan ve Yemen’de (en son Türkiye’de) oy kaybetmesinden bu yana…

2008′de Türkiye’de devletin tepesine bu kökten gelen birisinin “Cumhurbaşkanı” olmasından beri…

İsmet Özel “Toparlanın gidiyoruz” dediğinden bu yana…

2009′da seçimlerde “Cipli türbanlı, durakta bekleyen türbanlı” tartışması başladığından bu yana…

Müslüman dünyada “zamanın ruhu” değişti.

Üstelik bütün bunların her biri diğerinden “sinerji” alarak…

Katlanarak, yayılarak, artarak…

İkbal’in tabiriyle “göç katarları toplandı.”

İbn Haldun’un tabiriyle “ümran rüzgarı döndü.”

Zamanın ruhu değişti.

***

Çünkü mazlumlar zalimleşmeye, ezilenler ezmeye başladı.

Çünkü muhalefetin/devrimin mantığı, devletin/iktidarın mantığına teslim oldu.

Çünkü İslamcılar iktidar işini beceremedi. İktidar felsefesi ve dili üretemedi. İktidara gelince “700 yıllık eserlerle averelik etmek” dışında yapabilecekleri bir şey yoktu. Veya o gömleği tümden çıkarıp liberalizme sığınmak ve kapitalistleşmek dışında şansları yoktu…

İran’da Beheşti’nin düşündüğü toprak reformları gerçekleşemedi. En büyük tepki toprak ağlarının desteklediği mollalardan geldi.

Muhalefette Ali, Ebuzer, Hüseyin söylemi, iktidarda Muaviye, Yezid fıkhı…

Artık isyan, fetih, ele geçirme, devrim yapma dönemi bitti.

Ele geçen ele geçti, kaleler fethedildi, devrilen devrildi.

Şimdi abdestli tağutlar, tesbihli monşerler var.

Zamanın ruhu değişti.

Çünkü Begoviç’in dediği gibi acılar ve ızdıraplar içinde doğan dinler ve devrimler rahat ve konfora gömülünce biter. Sahte din statüko için yalan söylemeye, devlet de zalimleşmeye başlayınca yolun sonuna varılmıştır. Geriye kalan onları gerçekleştirme çabasından başka bir şey değildir. Onların gerçekleşmesi ise aynı zamanda ölümleri demektir…

***

Zamanın ruhu değişti.

Artık Türkiye’nin geleceğinde “dine karşı din” var.

Sadece Türkiye’nin değil; İslam dünyasının geleceğinde de “dine karşı din” var.

Kehanet formunda öngörüyorum:

1- Mülkle ilişkileri bozulup kariyerizmi ve konformizmi din haline getiren “yeni sınıf” ile “yalınayaklılar” bu kez dini argümanlarla karşı karşıya gelecek. Zengin dindarlar statükoyu, yoksul dindarlar muhalefeti temsil edecek. İktidarlar dinin afyon yüzü ile savunulacak, aynı iktidarlara dinin vicdan yüzü ile karşı çıkılacak.

2- Mucize anlatılarıyla dolu bir din anlayışı Türkiye’nin geleceğine hükmedecek. Mucize, keramet, uçtu kaçtı anlatılarıyla örülü bir din yayılacak. Buna karşı İran’da örneği görüldüğü gibi “yeşil rasyonalizm” türünden dini akımlar tepki olarak doğacak.

3- Mevzu (uydurma) rivayetlerle örülü hurafeci bir din anlayışı her yanı saracak. Ortalık mehdi, mesih, cifr, deccal rivayetlerinden geçilmez olacak. İstihare, rabıta ve rüyalarla devlet yönetilmeye kalkılacak. Sorgulanmamış “eski İslam kültürü”, üzerinden tozu kalkmamış bir halde “Risale-i Nur” veya “İhya-u Ulumu’d-din” vb. eserler yoluyla yeniden dirilecek. Laiklik-din, asker-sivil, sağcı-solcu çelişkileri kaybolacak, “dine karşı din” sahne alacak.

***

Bunlar Türkiye’nin geleceği hakkında kehanetlerim (!), yazın bir kenara.

Ben bu sahnede şimdiden safımı belirliyorum: Yeni sınıf’a karşı ‘yalınayaklılar’dan, uçtu kaçtı dinine karşı ‘yeşil rasyonalizm’den, dinin afyon yüzüne karşı ‘vicdan yüzü’nden yana tarafım!

Bu saflaşmada her şey birbirine karışıyor, yeniden şekilleniyor. Dünün muhalifleri bugünün statükocuları, dünün mazlumları bugünün zalimleri, dünün yoksulları bugünün zenginleri, dünün muktedirleri bugünün ezilenleri haline geliyor. Dünün merkezi bugünün çevresi, dünün “yalınayaklısı” bugünün “tesbihli monşeri” oluyor.

Zamanın ruhu değişti.

Artık “dış güçler” diye bir şey yok. Varsa bile kendini “dış güç” olarak göstermeyecek, “iç güç” kılığına bürünecek, “karşı din” olarak sahne alacak.

Artık “Müslüman camia” diye bir şey yok.

Zenginler ve yoksullar var.

Muaviyeler ve Ebuzerler var.

İktidar yalakaları ile adalet arayanlar var.

Ruhunu kirletenler ile temiz kalanlar var.

Cebini şişirenler ile açlıkla boğuşanlar var.

Kariyeristler/konformistler ile idealistler var.

Asıl mücadele bunlar arasında olacak.

Gerisi sahtedir.

Zamanın ruhu değişti.

***

Artık dindar burjuvaziler oluştu.

“Burjuvazi” burç kökünden gelir. Burçlarda/şatolarda/villalarda oturanlar demektir. Kum tepelerinde (ahkâf) otururlar ve tepelerden inip kumlara karışmak istemezler. Bütüne katılmayıp ayrı durmak isterler. Herkes gibi olmak zorlarına gider. Hep ayrıcalıklı muamele görmek istediklerinden mülke taparlar. Çünkü mülk onlara bu ayrıcalığı sağlar.

Zamanın ruhu değişti.

Yazdığım yazılara “Böyle insanlar Müslümanlardan çıkmaz, hayal görüyorsun” diyenler, buyursun okusun: “Bir lokma bir hırka felsefesine de inanmam. Bu bize yutturulmuş bir zokadır! Allah verdiği nimetleri kullarının üzerinde görmek ister. Osmanlı padişahının giyimi Karacaoğlan gibi değil. Ölçü minumum giyinmekse İmamı Azam’ın giyimini nasıl izah edeceğiz? Evi Bağdat’ın en güzel eviydi. Zekatımı veriyorsam İslam’da kimse niye böyle yapıyorsun deme hakkına sahip olmuyor. Malının tümünü infak etmeyi Allah’ın Resulü de izin vermiyor. Zannediyoruz ki adam zenginleştiği halde fakir hayatı yaşayacak. Öyle bir şey yok…” (Erol Yarar, Star, 20.07.2009).

Dahası var. Asıl burjuvazi kendisiymiş… Allah kendilerini “zenginlik” ile imtihan ediyormuş… Fakirlikle de imtihan edebilirmiş ama verdiği nimetleri “onun” üzerinde görmek istediğinden bol bol vermiş… Yolda yürürken giyiminden kuşamından zengin olduğunun anlaşılması lazımmış çünkü fakirler zengin olduğunu anlayıp gelip isteyebilmesi için bu gerekliymiş. Onun için beyefendi çok fiyakalı ve zengin giyinmeliymiş…

Bir de çok Kur’an okuyormuş, işte buna bittim.

Okuduğun Kur’an’da şu ayete hiç rastlamadın mı: “Zenginler mallarını “Arada fark kalmaz, eşit hale geliriz” diye yanındakilerle paylaşmıyorlar. Allah’ın nimetini mi inkâr ediyor bunlar?” (Nahl; 71)

Eğer imanın varsa, sadece şu ayet üzerine az düşün, geceleri uyuyamazsın. Gerisine girmeyeyim, onlarca sahife yazdım. Bu da arınmayı (tezkiye), sub sub vird çekmekten veya jakuzide duş almaktan ibaret sananlardan, belli…

***

Zamanın ruhu değişti.

İstiyorsunuz ki hep zengin kalalım. İstiyorsunuz ki insanlar bizden istesin, hep istenir durumda olalım, hep kum tepelerinde yaşayalım. Etrafınızda yoksulların utana sıkıla sizden istemesi, güç arayan kadınların baygın bakışları hoşunuza gidiyor. Onlarla eşit hale gelmek istemiyorsunuz, hep bizden istesinler, beklesinler istiyorsunuz. Onun için ‘Giyim kuşamımdan zengin olduğum anlaşılmalı ki gelip benden istesinler” diyorsunuz.

Eski sufiler kuldan bir şey istemeyi “şirk” sayardı. Melameti öğretisinde mülkiyet talebi de şirk sayılırdı. Çünkü ‘Mülk Allah’ındır, kendisi mülk olanın mülkiyeti olamaz’ derlerdi. Mülkü bütüne (Allah’a) ait görürler, “benim” demekten utanırlardı. Tabi siz bunları bilmezsiniz, hiç duymamışsınızdır bile.

Fatiha’da “Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna bizi ilet” deyince, sizin gibilere göre “Kendilerine zenginlik verdiklerinin yoluna ilet” demiş oluyoruz. Çünkü Allah nimetlerini kullarının üzerinde görmek istiyor ya! Halbuki Kur’an’a göre Allah’ın nimeti doğruluk (sıddık), iyilik, güzellik (salih), şehitlik ve nübüvvettir.

“Bir lokma bir hırka” İslam tarihinde tasavvuf hareketinin Müslüman alemine öğrettiği en esaslı protestodur. Sizin gibiler ortaya çıkınca kimi sufiler yün giyip yalınayak dolaşarak mala mülke tapmayı böyle protesto ettiler. Sufiler de aynı yola kayınca Melametilik (levm kökünden gelir kınamak, eleştirmek demektir) diye bir akım çıktı. Hırkayı, tacı, suf (yün) elbiseyi yaktılar. Bunlar riyadır diyerek halka karıştılar, her tür gösterişten uzaklaşıp sıradan birisi gibi yaşamaya başladılar. Buna “fakr” makamı dediler ki nübüvvet makamına böyle ulaşılırdı.

Sizin suçunuz yok belki. Çünkü zamane sufileri, şeyhleri dahi mülke tapar oldu. Onlar bile böyle olursa “zamanın ruhu” yeni bir melameti (levm eden, kendini kınayan nefs, eleştiren, kınayıcının kınamasına aldırış etmeyen) çıkışı çağırır hale gelir. Bu işler hep böyledir…

Zamanın ruhu değişti.

***

Bir Müslüman şöyle düşünmeli değil mi: Eğer maddi zenginlik Allah’ın kulları üzerinde görmek istediği nimet ise, bunu en çok kimin üstünde görmek isterdi? “Alemlere rahmet” olarak gönderilende değil mi? Neden yok peki? Neden? Hz. Ebubekir’de neden görünmedi bu nimet? Varken neden yok oldu? Zenginken Müslüman oldu, fakat sonra neden Müslümanken zengin kalamadı? Neden? Hz. Ömer, Hz. Ali neden tek kuruş miras bırakmadı? Neden? Niçin?

Akılları ermiyordu ha? Belki de ticaretten anlamıyorlardı? Oyun kurmayı, fırıldak çevirmeyi bilmiyorlardı, öyle mi?

Peki, Hz. Peygamber Abdurrahman bin Avf’ın ticaret kervanını neden üç kez sıfırlattı, dağıttırıp infak ettirdi? Hz. Fatıma’nın kolunda altınlar görünce neden koluna vurup “Ateş bunlar, at” dedi?

İpek ve altın takmak ümmetimin erkeklerine haram kadınlarına helalmiş!

Hayır! Erkeklerine de kadınlarına da haramdır! Anlamıyorsunuz, zaten neyi anlıyorsunuz ki?

“Sade yaşayın, lüks yaşamayın” demek istiyor. Bunun için altın ve gümüşle gösteriş yapmayın, para bende diye göstere göstere dolaşmayın diyor, anlamıyor musunuz?

Resimli evde namaz olmazmış. Peygamberimiz resimli eve girmemiş. Neden girmemiş? Lüks tablolara çizili resimler olduğu için! Lüks ve pahalı tablolarla bezeli evlere girmiyor, onun için! Anlamıyorsunuz, zaten neyi anladınız ki?

Adam 200 milyarlık cipe biniyor, elinde gümüş yüzük… Ne bu diye soruyorsun erkeklere altın harammış, onun için diyor. Be hey nadan! 200 milyarlık cip helal, parmağına altın yüzük haram öyle mi? Sana helal, hanımının kollarına şıngır şıngır helal öyle mi? Anlamıyorsunuz, zaten neyi anladınız ki?

Zamanın ruhu değişti.

***

Bu hangi din, bu kimin peygamberi!

Bir din bu kadar mı tahrif olur, bir peygamberin getirdikleri bu kadar mı ters yüz edilir?

Yahudilik tahrif oldu, Hristiyanlık tahrif oldu, seninki dimdik ayakta öyle mi?

İddia ediyorum: Hiçbir din İslam kadar tahrif edilmemiştir?

Tahrif nedir? Kuran’ın harflerinin, cümlelerinin değişmesi mi? Kur’an orada öylece duruyor. Mehcur vaziyette… Kafa değişmiş, bakış açısı değişmiş, zihniyet değişmiş.

Hiç değişmese İslam alemi bu halde olur muydu?

Müslümanlar kurtulmuşluk vehminden çıkmalı, “Bizim dinimize bir şey olmadı, öbürleri değişti” kafa konforundan kurtulmalı. Öbürlerinin tahrifi de aşağı yukarı böyleydi. Bir lütuf varsa, o da, belki ileride dönerler diye Kur’an’ın düz metin olarak elimizde olmasıdır. Ama şu da kesin: Tevrat ve İncil’in metni ile Yahudiler ve Hristiyanların zihniyeti ve yaşantısı arasında pek fark yok. Ama Kur’an’ın metni ile Müslümanların zihniyeti ve yaşantısı arasında uçurumlar var!

Zamanın ruhu değişti.

***

Onun için “zamanın ruhu” dine karşı dini çağırıyor.

Hem Türkiye, hem İslam elemi için aynı anda geçerli bu.

Tahrif olmuş dine karşı, gerçek hayat dinine döneceğiz.

Dine karşı din mücadelesini bir “iç mücadele” olarak, Müslümanların birbiriyle uğraşması olarak görmekten vazgeçeceğiz. O artık geçti, öyle bir dünya da, öyle bir camia da yok. Başka bir zamanda yaşıyoruz. Dirlik ve düzen içinde olduğumuz çağlar, Akif’in tabiriyle “Alemin günlerine hükmettiğimiz günler” çok gerilerde kaldı.

Zamanın ruhu değişti.

Ali Şeriati’nin Şii, Cabiri’nin Sünni dünya için dediği gibi düpedüz “muharref bir din” var artık; bunu kabulleneceğiz.

Tahrif olmuş “mülk” anlayışı ile, dumura uğramış “masal/mucize” anlatılarıyla ve uydurulmuş binlerce “mevzu” (uydurma) rivayetleri (3M) ile yıkılmış, tarumar olmuş bir dini dünya var; bu zehiri içecek, bunu kabulleneceğiz…

“Bizim dinimiz değişmedi”ye inanmıyorum artık. Boyuna okumak ve öğrenmek bana bu acıyı tattırdı! Daha da tattıracağa benziyor.

Zamanın ruhu değişti.

***

En zeki ve akıllı insanlar “dini moda” girince aptallaşıyor. Neden?

ODTÜ’ye birincilikle girmiş ümit vadeden zeki, parlak, cıvıl cıvıl çocuklar, dini cemaatlere takılınca “Mescidde hopörlerle ezan olur mu olmaz mı”yı tartışıyor. Dini bir cemaate takılan bir genç gelenin gidenin elini öpmeye başlıyor.

Uydurma rivayetlerden hayatı kayanlar… Dinsel paranoya yaşayanlar… Mehdi, mesih, cifr ile kafayı yiyenler… 2.5 saatte abdest alanlar… Cinlerim öleceğini söyledi diyenler… Ve ‘böyle din olmaz olsun’ diyerek kurtuluşu ateist olmakta bulanlar…

Bunların sorumlusu kim? Allah’ın dini mi? Muharref din mi?

Bir yerlerde yanlışlık var; bu kesin!

Zamanın ruhu değişti.

Muharref dinler dünyayı mahvetmiş olabilir, evet.

Ama dünyanın düzelmesinin yolu da yine buradan geçiyor.

Dinin afyon yüzüne karşı dinin vicdan yüzüne sarılacağız.

Ali Şeriati’nin dediği gibi, peygamberler dinsizliğe karşı değil; hep mevcut dinlere karşı çıkmıştır! Onların işi dinsizlikle değil; dinlerledir!

Hiçbir peygamber yoktur ki devrin “din adamlarınca” karşı çıkılmamış, yargılanmamış ve öldürülmek istenmemiş olsun!

Bugün de öyle.

İbrahim gibi zamanın putlarından şüphe etmeye, Musa gibi zamanın büyücülerini deşifre etmeye, İsa gibi zamanın tapınak dinlerine isyan etmeye, Muhammed gibi zamanın Kabe çetelerine başkaldırmaya yeltenin bakalım, neler oluyor.

İbrahim’e dendiği gibi çağın “dile gelen soylu sesi” (lisanu sıdk) olun bakalım, neler oluyor.

Size ilk karşı çıkacakların kim olacağını sanıyorsunuz?

Zamanın ruhu değişti.

***

Eğer bu din Mekke’deki gibi tekrar kölelere özgürlük (fekku ragebe) çığlığını yükseltemezse, bunun dile gelen soylu sesi olmayı bırakır, modern “bahçe sahiplerinin” sofra duasına dönüşürse zamanın ruhu olamaz, dinler mezarlığına gömülür.

Eğer bu dinin mülk sahiplerine bir diyeceği yoksa; köylerdeki marabalaşmaya, şehirlerdeki köleleşmeye bir diyeceği yoksa zamanın ruhu olamaz, dinler mezarlığına gömülür.

Eğer bu din tevhidi ve şirki, adaleti ve zulmü göklerde ararsa, bir türle yere gelmez; tarihe, hayata ve tabiata dönmezse zamanın ruhu olamaz.

Zamanın ruhu öyle bir şeydir ki kendini tanımayanı tanımaz, kendini dışlayanı dışlar, kendine bakmayana bakmaz, kendine yüz vermeyene yüz vermez, kendine dönmeyene dönmez, kendine kıymet vermeyene kıymet vermez, kendini yenilemeyeni yenilemez, kendini değiştirmeyeni değiştirmez…

Dönüp gelene o da dönüp gelir…

***

‘Her şey biz yaşarken oldu’

Madem zamanın ruhu değişti.

Şimdi artık yeni türküler söylemin zamanıdır.

Çünkü bir tek onlar bitmez; bozlak, uzun hava, acı, feryat, arayış, umut bitmez!

 

… Bu konu ilginizi çektiyse…

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden? 

 Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

 

Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

 

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmeninbedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi?Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

Trackback URL

 

 

  1. 47 Yorum

  2. Yazan:bir insan Tarih: Jul 24, 2009 | Reply

    Bu kadar da milletin üzerine gitmeyin hak ve batılı ayıran furkan KUranda değil kişinin gönlünde hikmet olur. Böylesine de karamsar tablo çizip hatalarını deve yaparak insanları yargılamaya hakkınız yok. Yine sizin bu satırlarınızı kalbinde dini hassasiyeti olanlar okuyor. İmam Mehdi benim için imani bir esastır bunlara karşı laik ağızla konuşmayı bırakın artık

  3. Yazan:efe denemec Tarih: Jul 24, 2009 | Reply

    Aslında kısaca özetleyebiliriz bu durumu;Fırat kenarında bir kuzuyu kurt kapsa hesabı benden sorulur.(hz.Ömer)Yada; Abdde bir insan ölse sorumlusu sanki benim.(Necip fazıl) derken sistemin iktidarı olup;Cocuğuna sahip cıkmazsan ya davulcu ya zurnacıya varır.(Başbakanımız)
    Sistemin iktidarı olmakla sisteme iktidar olmak cok farklıdır.Sistemin iktidarı olursan bir zamanalar şiirlerini söylediğin kendine rehber edindiğin adamlarla taban tabana zıt yerlere zıt konuşmalra düşersin.Müslümanalar ortama adapte olan deney bitkileri gibi.iktidar olmakla muktedir olmak cok farklı.
    Güzel bir yazı teşekkürler…

  4. Yazan:Kerem Tarih: Jul 24, 2009 | Reply

    Aslında sorun, yapılan zulüm ve haksızlıkların din kisvesi hakkında yapılmasıdır. Muhammed İkbal’in dediği gibi, ‘Bugün bizim yapacağımız en doğru şey İslam’ı temsil etmediğimizi söylemektir’. Bunun dışında söylenecek çok bir şey yok. Sağcı olsun, solcu olsun veya hangi ideoloji, parti ve dinde olursa olsun Türkiye’nin ortalama insan malzemesinin de bir fotoğrafıdır yazıda anlatılan. Tabelalar ayrı, yapılan işler(herzeler) aynı. Dün akşam Fatih Altaylı ile konuşan Cübbeli de aynı. Oluşturdukları bir dini İslam diye satmaya çalışıyorlar. Bunlar İslam’dan ellerini çekseler İslam çok daha güzel görünecek, İhsan Bey de böyle acı bir serzenişte bulunmayacaktı. Aslında İslam muharref bir din değil, muharref olan mal,mülk ve makamın yamulttuğu marka müslümanlarıdır. Bu güzel yazı için İhsan Bey’i tebrik ediyorum, ellerine sağlık.

  5. Yazan:eg Tarih: Jul 24, 2009 | Reply

    ihsan eliaçık güzel bir yazı yazmış. doğrusu yazdıklarının çoğuna katılıyorum.

    ““Bir lokma bir hırka” İslam tarihinde tasavvuf hareketinin Müslüman alemine öğrettiği en esaslı protestodur. Sizin gibiler ortaya çıkınca kimi sufiler yün giyip yalınayak dolaşarak mala mülke tapmayı böyle protesto ettiler. Sufiler de aynı yola kayınca Melametilik (levm kökünden gelir kınamak, eleştirmek demektir) diye bir akım çıktı. Hırkayı, tacı, suf (yün) elbiseyi yaktılar. Bunlar riyadır diyerek halka karıştılar, her tür gösterişten uzaklaşıp sıradan birisi gibi yaşamaya başladılar. Buna “fakr” makamı dediler ki nübüvvet makamına böyle ulaşılırdı.

    Sizin suçunuz yok belki. Çünkü zamane sufileri, şeyhleri dahi mülke tapar oldu. Onlar bile böyle olursa “zamanın ruhu” yeni bir melameti (levm eden, kendini kınayan nefs, eleştiren, kınayıcının kınamasına aldırış etmeyen) çıkışı çağırır hale gelir. Bu işler hep böyledir…”

    islam anlayışım yukarıda ihsan beyin yazısından alıntıladığım bölümle birebir uyuşuyor. ancak ihsan bey ile uyuşmadığım bir noktayı da söylemem gerekli. muhalefetteyken ebuzer, hz. ali,hz. ömer, hz. hüseyin; iktidardayken muaviye, yezid olma tehlikesinden bahsetmiş ihsan bey çok doğru şekilde. ancak bu döngü iktidar denen olgunun doğal döngüsüdür bence. müslüman; muhalefet ya da iktidar olsun, kendisini iktidara – olumlu ya da olumsuz – endekslediği takdirde bu kısır döngüyü yaşamaya mahkumdur diye düşünüyorum. zira bir siyasi hareket, başlangıçta adil olma niyetinde bile olsa, sistemleştiği andan itibaren o adaleti yitirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. çözümü yeşil rasyonalizmde bulan ihsan beye karşılık ben rasyonalizmin bu kısır döngünün bizzat sorumlusu olduğunu düşünüyorum. dünya rasyonalizmin kırmızı, beyaz, mavisinden ne gördü ki yeşilinden görsün!

  6. Yazan:fatih y. abbas Tarih: Jul 24, 2009 | Reply

    devletcilik ve ulusalci ekonomi:

    tum toplumun en alt katmanlarina itelenen vergilerle,iktidar imkanlarini piyasadaki ihtiyac ve talepleri, piyasaya ve devletten otonom olmasi gereken, oyuncu iktisadi aktorlere birakilmayip, destekcileri, adeta zengin etme yarisi ve modeline donmus.

    iktidara nasil geliyorlar? resmi, ozel, birilerinin sponsorluguyla. ayrica cok cidi hazine yardimlari devlet yardimlari da aliyorlar, partilerimiz. vergi kaynakli oldugu icin, bu uygulama kaldirilsa daha iyi, ozel destek ve yardimlar, demokraside normal sayilabilir.destek, bagis su bu.

    enteresan bir durum daha var: devlet ve iktidar
    olma namzedi partiler,is dunyasi,burokrasi, bu garip iliskide, az veya cok, ic ice gecmis haldeler.mecbur kaliniyor.

    surekli, piyasalar icinde kalmasi piyasalar icinde cozulmesi gereken rekabet, devletin icinde her kademede, kiyamet gibi pay kapismalarinin “minderi veya ringi olmus”.

    anlasmazliklar hasil oldugunda, devletten asli olarak beklenen, “arbitration” (hakemlik) islevi de, neredeyse, ortadan kalkmis olabiliyor.

    bu yapilanma, cok eskilere gidiyor.
    simdi sira Islami partilerde galiba…

  7. Yazan:Mustafa Tarih: Jul 25, 2009 | Reply

    Bu yazarin yazisi beni sinir etti. Bir tane olsun fikir yok. Onun bunun hatasini söylemek ile (hepsi hatami oda bir mesele) insan ne “iyi” nede “hakli” olur felsefesinde. “Islamcilar” ilim ile irfan ile yola cikmamislardi zaten. Ilimsiz toplumu islamilestirmek olmaz olamaz. Buna “zaman ruhu” (neyse bu?) ne alakasi olabilir? Olsa olsa kendi ruhu degismistir. Alayli ve polemik cümleleri karikatür gibi. Bende islemez. Dini kelimeler ile oynamak ile fikir elde edilmez. Laf cambazligi ile bir yere varilmaz. Dili din dili degildir. Islami edebe zit cümleler bir yigin gibi. Bir takim “islamcilara” kizip isi “Islam tahrif” olduya getiriyor.

    Edeb kural düzen kabul edilmeyen diyarda illa edeb ve ilim diyene düsman olurlar bilmez degilim. Ilmi ilim ehli takdir eder edebide edebden nasibi olan. Dolayisi ile bu is zordur.
    Yazarin su sözüne bakiniz:

    “İpek ve altın takmak ümmetimin erkeklerine haram kadınlarına helalmiş!
    Hayır! Erkeklerine de kadınlarına da haramdır! Anlamıyorsunuz, zaten neyi anlıyorsunuz ki?”

    Allahü telaya ne kadar sükür etsem azdir önce dinimi Islam alimlerin muteber eserlerinden ögrendim ve alimde görmemis degilim. Eger önce din hirsizlarin sahte, fitneci ve sapik din adamlarin tuzagina düsmüs olsa idim?

    Islamiyetde zenginligin kendisi suc degildir. Fakirlikte kendisi özel birsey degildir. Ikisi izafidir ve hayrli olmasi icin maddeye dayanmayan sartlari vardir.

    Derin düsünce kalitesi olan yazidir diye okudum ama yanilmissim. Bu yazarin bundan böyle bir tane dahi yazisini okumayacagim. Cünkü bana zulum gibi geliyor.

  8. Yazan:MY Tarih: Jul 25, 2009 | Reply

    Mustafa Bey, seklen haklisiniz, herkesin hatalarini söylemek seklinde yazilmasi sart degildi. Ama Ihsan Bey’in isaret ettigi noktalarda hassasiyet gösterilmeli.

    Tabi dünya malindan uzak duralim derken Islam düsmani güçlerin bu mallara ve güçlere hakim olmasi nasil engellenecek?

    Eger Müslümanlar zengin ve güçlü olsalardi Filistin ya da Dogu Türkistan bu halde olur muydu? Ihsan Bey gibi düsünenler bunlara da yanit vermeli bence.

  9. Yazan:eg Tarih: Jul 25, 2009 | Reply

    bence yanlış anlaşılan bir şey var. ihsan bey kapitalist birey olduktan sonra müslüman sorumluluğunu yitiren ve aşağıda alıntıladığım cündioğlu yazısında olduğu gibi biz ile ben arasında tercihini “ben”den yana kullandığı halde bu tercihi “biz”e dayatan insan tipinden bahsetmiş. yani “biz”in zengin olmasından “ben”in zengin olması gerektiği çıkartılamaz bence. buradan bir kolektivizm kastetmiyorum asla. bunu da belirteyim…
    **********
    Teşhirciliğin dindarcası

    “Bir lokma, bir hırka felsefesine inanmam. Bu bize yutturulmuş bir zokadır.”

    MÜSİADın kurucusu ve eski başkanı Erol Yarar, kendisiyle yapılan bir röportajda böyle söylüyordu.

    Dikkatle tartışılması ve değerlendirilmesi gereken bir açıklama.

    Çok iddialı. Özgüveni yüksek. Bilgiççe. Kontrolsüz çünkü.

    — “Bir lokma, bir hırka felsefesine inanmam.”

    Olabilir.

    En nihayet beyefendinin kişisel kanaati, kişisel inancı. Kim ne diyebilir? Nitekim kendisi de mahalle baskısına karşı olduğunu söylüyor.

    Ya açıklamanın ikinci kısmı:

    — “Bu bize yutturulmuş bir zokadır.”

    Bize?..

    Sormazlar mı adama: Peki ama ‘siz’ kimsiniz?

    Zurnanın zırt dediği yer de işte burası: ‘biz’.

    ‘İnanmam’ diyen ‘ben’in cılızlığı ile, güya zokayı yutmuş şu ‘biz’in heybetini bir mukayese eder misiniz lütfen!

    Ben’e işlerlik kazandırmanın yolu, Türkiye’de işin içine biz’i sokmaktır!

    Hoşunuza gider veya gitmez ama gerçek şu ki bu ülkede ‘biz’ yoksa, ‘ben’ de yoktur!

    * * *

    ‘Biz’ sayesinde varolabilmeyi başaran ‘ben’ler, şayet —şu veya bu nedenle— istiklâllerini ilân edecek mertebeye geldiklerine inanırlarsa, ilk yapacakları iş, ‘biz’le aralarına mesafe koymaktır. Tabii olan da budur.

    Osmanlı modernleşmesi, gerçekte, böyle bir mesafenin hikâyesidir. Cumhuriyet ideolojisi de bu hikayenin bir bölümü.

    İstiklâl, kıllet’ten gelir, azlık’tan yani. İstikâl, “azalmayı istemek” demektir. Bir bütünden kopmak. Bağımsızlık. Yani az da olsa, küçük de olsa, bir parçadan yeni bir bütün(cük) yaratmak demektir.

    Müstakil işadamlarının kopmayı istedikleri bütün, acep hangi bütündür?

    Bilen konuşsun!

    * * *

    ‘Biz’ bilinci taşıyor olmadıkça, güçlü ‘ben’lerin varolması imkânsızdır bu yüzden. Önce biz, sonra ben!

    Evet, bazen ‘biz’e rağmen ‘ben’!

    Biz’le de çatışan bir ben!

    Ama her halukârda ‘biz’e, yani geçmiş’e hürmeti elden bırakmayan bir ‘ben’.

    Mahalle baskısından kaçma çabaları, gerçekte, bir geçmişten kurtulmaya çalışmakla eşanlamlıdır.

    Dindar ben artık özgür olmak istiyor, çünkü toplumsal bağlantıları (vicdanı) kendisine ağır geliyor.

    Yeni bir hayat, yeni bir yorum demektir. Dindarlar, yeni hayatlarını özgürce yaşamak istiyorlar. Geçmişten bağımsız bir hayat.

    * * *

    Hem o kadar para kazanacaksın, hem de “bir lokma, bir hırka” deyû kazandıklarını harcayamayacaksın, hiç olur mu?

    Kapitalizm öncesi oluşmuş bir biz’le kapitalizm sonrası oluşan bir ben’in çatışması, işte İslâmcılığın bugünkü sefaletinin gerçek sebebi.

    Ne istenilen hızda biz ben’e uyuyor, ne de ‘ben’ —bunca kazanımdan sonra— ‘biz’in sözümona köhne felsefeleriyle zarara uğramak istiyor.

    Ne büyük bir ıstırap değil mi?

    — “Allah verdiği nimetleri kullarının üzerinde görmek ister. Osmanlı padişahının giyimi Karacaoğlan gibi değil. Ölçü minumum giyinmekse İmamı Azam’ın giyimini nasıl izah edeceğiz? Evi Bağdat’ın en güzel eviydi. Zekatımı veriyorsam İslam’da kimse niye böyle yapıyorsun deme hakkına sahip olmuyor. Malının tümünü infak etmeyi Allah’ın Resulü de izin vermiyor. Zannediyoruz ki adam zenginleştiği halde fakir hayatı yaşayacak. Öyle bir şey yok.”

    Bir tarafta Osmanlı padişahı, diğer tarafta Karacaoğlan!

    Şimdi ‘benchmark’ımız bu mudur yani?

    Zavallı nefsin savunma dili kendini nasıl da ele veriyor.

    (İstim arkadan gelince, hep böyle olur.)

    * * *

    — “Zekâtımı veriyorsam İslâm’da kimse niye böyle yapıyorsun deme hakkına sahip olmuyor.”

    Sayın Yarar’a hatırlatmak gerekir, dinî yükümlülüklerin sadece ahkâmı olmaz, ayrıca âdabı da olur. (İşadamlarının irfanî felsefelere karınları tok olduğu için, ibadetlerin bir de esrarı vardır bile demiyorum.)

    Hâsılı, dindarlığın kıvamı hükümle değil, edebledir. Nefis ahkâm’dan çok âdabla terbiye olur. İlim’den çok irfanla. Haram’dan çok mekruh’la.

    Düşünce ve sanatın inceliklerinin kıvamına katılmadığı bir dindarlık, hukuk’un ve siyasetin oyuncağı olur. Dörtköşe olur. Dümdüz olur. Kaskatı olur. Nezaket ve nezahetten mahrum olur.

    * * *

    Gazeteci “Ölçü ne olmalı?” diye sorunca MÜSİAD eski başkanı da cevap veriyor:

    — “Bir insanın kibirli yürümemek kaydıyla zengin olduğu anlaşılmalı sokakta. Fakir anlasın da gelip derdini anlatsın diye.”

    İşte cumhuriyet dindarlığı böyle bir şey! Alemi kör, el-âlemi sersem sanan bir cıvıklığın mahsulü. Zavallılığı ise bilmediğinden değil, bilmediğini bilmediğinden.

    Yazık, hakikaten çok yazık!

  10. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Jul 25, 2009 | Reply

    Dini konularda fazla bilgili değilim.Konuya hakim olmadığımdan da bilgiçlik taslamam doğru olmaz.

    Ancak bana göre yer yüzünde adaletin tesis edilmesi için manevi inanç kadar maddi güce de gereksinim var.İsrail’in Filistin halkının üzerine vahşice gitmesinin üzerinden pek bir zaman geçmedi.Üstelik saldırılar biraz durulmuş olsa da Filistin topraklarında zulüm devam ediyor…Bugün benzer bir insanlık dramı da Şincan’da sürüyor.Peki Filistinliler İsrail,Uygur Türkleri de Çin’liler kadar maddi imkanlara sahip olsalardı durum bu denli müslümanların aleyhine gelişebilir miydi?

    Benimkisi sadece bir soru.İnsanlığa,sadece müslüman toplulukların bugün dünyada “uğradıkları haksızlık” gibi bir pencereden baktığımdan değil.Zulmün ve adaletsizliğin uygulayıcısı müslüman,kürt,türk vs.olsa da fikrim değişmezdi.Ne var ki dünyada halihazırda işleyen zulüm çarkında en çok mağdur olan kesim müslüman halklar oluyor.Hadiseye biraz da buradan bakılmalı bence.

  11. Yazan:cb Tarih: Jul 26, 2009 | Reply

    Kıymetli Mustafa bey,

    hatta kardeşim lütfen size yazacaklarımı bir eleştiri,bir kınama,bir tarafgirlik olarak almayın,kendi kuyusunda debelenen aciz bir din kardeşinizin samimi cümleleri olarak alın,lütfen…

    İhsan Eliaçık beyi tanımam,hatta yorumlardan aşinalığımız sebebi ile sizinle hukumuz belki daha fazladır.Çok şükür ben de sizin gibi İslam’ı uydurma bir kaynaktan deği en sağlam ve en sahih akynaklardan öğrenmiş biriyim.Tesadüftür ki şu an elimde İhsan hocanın İslam Yenilikçileri 3. ciltlik eseri var,yazın uyuşukluğuna rağmen keyifle okuyorum,1. cildi bitirmek üzereyim ve daha doğru olmayan bir cümlesine rastlamadım.Yani İhsan hoca bu davaya gönül vermiş,emek vermiş,mesai vermiş bir isim.En az bizler kadar.

    Biliyorusunuz Şia’da İslam’ın şartlarından biri emri bil maruf,nehyi anil münkerdir(iyiliği emret,kötülükten alı koy) Sünni mezhepte bu İslam’ın şartlarından biri değildir.Ve bizler son zamanlarda unuttuğumuz bir çok şey gibi bu muhteşem öğretiyi de unuttuk.Ben sanmıyorum ki Eliaçık oturup köşesinden ahkam kessin,gidişattan vicdanı rahatsız olmuş bir müslüman olarak vicdanının sesiyle Dur diyebilmeye çalışmış bir isimdir.Kendim de bu noktada yazdığım için söylemiyorum ama birilerinin bizi kendimize getirmesine ihtiyacımız var.Ne İhsan bey ne de onun gibi Dur demeye çalışanların fakirliği övdüğünü,zengin olmaktan uzak kalmak gerektiğini savunduğunu düşünmüyorum.Enver beyin de belirttiği gibi bu zenginliğin ‘ben’ ve ‘biz’ kısmı vardır.Bu zenginliğin dünyaya olması gerekenden fazla meylettiği bir tarafı vardır.Nasıl Ebu Zer Muaviye iktidarının karşısında vicdanıyla konuştuysa -teşbihte hata olmaz- Eliaçık ve onun gibi düşünenler iş oraya varmadan,kendimizi kaptırmadan Dur diyebilmeyi telkin veriyorlar.Elbet eğitim,sosyal yaşam,maddi güç anlamında müslümanlar belirli yerlere gelmeli ve kendini kalkıdırmalıdır ama Allah’ın ve Peygamberin ölçüsünü aşmadan söylenmek istenen bence budur.

    Kıymetli Mehmet bey,

    Filistin,Doğu Türkistan diyoruz,İslam dünyası zengin olsa diyoruz.Arap ülkeleri fakir mi?Burnunun ucundaki Filistin’i kurtaracak şey paraları değil ki olsa kurtarırdı.Filistin’i,Çad’ı,Sudan’ı müslümanların vicdanları Kuran ve Sünnet anlayışları kurtarır.İşte hayırlı zenginlikten muradımız budur.Yetimi aç koyan zenginliğe veyl olsun.Mal üstüne mal biriktirip,aç olanı yolda kalmışı görmeyen zenginliğe de veyl olsun.

    Siz hiç Beled Suresini okumadınız mı?Sarp yokuşa muhatab olmadınız mı?

    Yanlış anlaşılma(ma)yı umarak sonsuz sevgi ve saygılarımla

    önemli not:vicdanlı zengin müslüman; mazlum,yetim,ihtiyaç sahibi kimseler arasında ırk,din,mezhep farkı gözetmeden hepsinin yardımına koşmalıdır.

  12. Yazan:Alperen saka Tarih: Nov 12, 2009 | Reply

    ihsan bey ehli sünnet alimlerini tanımadığı için
    vidanen kanaat veriyor.dinimizde mezhep imamımıza uymamız esasdır yoksa din karmakrışık hale gelir.zekat vermek kırkda birdir
    ama komşusu aç yatarken tok yatan bizden değildir ölçüsünü peygamberimiz tavsiye etmiş zorlamamıştır yardımsever halkımızda gerekeni yapmıştır
    eğer ihsan beyin dediği giibi yardımdan maksat fakiiri zengin haline getirmek olsa o zaman kim hamallık inşaat işciliği çöğçülük yapacak nasıl olsa yardım geelir tembelliği ile ticari hayat duracaktır nitekim hacı bayram veli zamanında olmuş müridleri vergiden düşünce herkes sahte mürid olmuştur
    referansımız ehli sünnet alimleri mezhep imamımız olmadıkça böyle sapık düşünceler çoğalacak radikalleşece vehhabi zihniyeti çörekleşecek islam terör diini haline gelecektir çünkü kırkda bir verenden bile zorla almaya kalkışılacaktır
    ihsan beyin hocası kimdir kuran onamı inmiştir yeni haramlar icad edebiliyor
    peygamberimiz bu durumları haber vermiştir ahirzaman görüntüüsünden ibaterdir kendiisini ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okumaya
    abdulhakim arvasi hz. lerinin ilmihali olan tam ilmihal seadeti ebediyeye okumaya davet ediyorum allah hidayet versin diyorum
    mason afganinin abduhun kuutupun peşinden değil mezhep imamının peşinden gitsin diyorum tabi bir mezhebi varsa

  13. Yazan:Alperen saka Tarih: Nov 12, 2009 | Reply

    sonra islamiyet yorum dini akıl dini değil nakil dinidir selim olan akla uygundur buda peygamberlerde vardır daha ayrıntılı bilgi için dinimizislam.coma bakılabilir
    aman dikkat ahiretimizi karartmayalım ehli sünnetden ayrılmayalım.Ehl-i sünnet olmak için
    Sual: Türkiye’de ve dünyada çeşitli gruplar var. Hemen her grup (Sadece ehl-i sünnet olan biziz) diyor. Grupların Ehl-i sünnet olup olmadıkları nasıl bilinir?
    CEVAP
    Bilinmesi çok kolaydır. Çünkü Ehl-i sünnet itikadı bellidir. Bunlara inanan Ehl-i sünnettir, inanmayan bid’at ehli veya kâfir olur. Ehl-i sünnet itikadından önemli olanlardan bazıları şunlardır:

    1- Amentü’deki altı esasa inanmak. [Hayrın, şerrin ve her şeyin Allah’tan olduğuna inanmak. İnsanda irade-i cüziye vardır. İşlediği günahlardan mesuldür.]

    2- Amel, imandan parça değildir. Yani ibadet etmeyen veya günah işleyen mümine kâfir denmez. [Vehhabiler, (amel imanın parçasıdır, namaz kılmayan ve haram işleyen kâfirdir) derler.]

    3- İman artıp eksilmez. [Parlaklığı artıp eksilir.]

    4- Kur’an-ı kerim mahluk [yaratık] değildir.

    5- Allah mekândan münezzehtir. [Vehhabiler, (Allah gökte veya Arşta) derler. Bu küfürdür.]

    6- Ehl-i kıble tekfir edilmez. [Vehhabiler, kendilerinden başka herkese kâfir derler.]

    7- Kabir suali ve kabir azabı haktır.

    8- Gaybı yalnız Allah bilir, dilerse enbiya ve evliyasına da bildirir.

    9- Evliyanın kerameti haktır.

    10- Eshab-ı kiramın hepsi cennetliktir. [Rafiziler, (Beşi hariç sahabenin tamamı kâfirdir) derler. Halbuki Kur’anda, tamamı cennetlik deniyor.] (Hadid 10)

    11- Ebu Bekr-i Sıddık, eshab-ı kiramın en üstünüdür.

    12- Mirac, ruh ve bedenle birlikte olmuştur.

    13- Öldürülen, intihar eden eceli ile ölmüştür.

    14- Peygamberler günah işlemez.

    15- Bugün için dört hak mezhepten birinde olmak.

    16- Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselam, sonuncusu Muhammed aleyhisselamdır. [Vehhabiler, Hazret-i Âdem’in, Hazret-i Şit’in, Hazret-i İdris’in peygamber olduğunu inkâr ederler. İlk peygamber Hazret-i Nuh derler. Önderlerine resul [Peygamber] diyen bazı gruplar da, (Nebi gelmez, ama resul gelir) derler. Bunun için de Resulüm diyen zındıklar türemiştir.]

    17- Şefaate, sırata, hesaba ve mizana inanmak.

    18- Ruh ölmez. Kâfir ve Müslüman ölülerin ruhları işitir.

    19- Kabir ziyareti caizdir. İstigase, yani Enbiya ve evliyanın kabirlerine gidip, onların hürmetine dua etmek ve onlardan yardım istemek caizdir. [Vehhabiler ise buna şirk derler. Bu yüzden Sünnilere ve Şiilere müşrik, yani kâfir derler.]

    20- Kıyamet alametlerinden olan Deccal, Dabbet-ül-arz, Hazret-i Mehdi’nin geleceğine, Hazret-i İsa’nın gökten ineceğine, güneşin batıdan doğacağına ve bildirilen diğer kıyamet alametlerine inanmak.

    İmam-ı a’zam hazretleri (Kıyamet alametlerine tevilsiz inanmalı) buyuruyor.
    Bir hadis-i şerif meali:
    (Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder, ama iman artık fayda vermez.) [Buhari, Müslim]

    Güneşin batıdan doğmasını, (Avrupa Müslüman olacak) diye tevil etmek, imam-ı a’zamın sözüne aykırıdır. Hiçbir İslam âlimi tevil etmemiştir. Hâşâ Resulullah, bilmece gibi mi söz söylüyor? Böyle tevil etmek, (elma dersem çık, armut dersem çıkma) demeye benzer. Nitekim (Salat, duadır, namaz diye bir şey yok) diyenler çıkmıştır. O zaman ortada din diye bir şey kalmaz. Bir de Avrupa Müslüman olunca, iman niye fayda vermesin? Güneşin batıdan doğması, ilmen de mümkündür. Dinsizler itiraz eder diye zoraki tevile gitmek gerekmez. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır, başka yörüngeye koyar. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olur.

    21- Ahirette Allahü teâlâ görülecektir.

    22- Kâfirler Cehennemde sonsuz kalır ve azapları hafiflemez, hatta gittikçe artar.

    23- Mest üzerine mesh caizdir.

    24- Sultana isyan caiz değildir.

    (Bu bilgiler, Fıkh-ı ekber, Nuhbet-ül-leali, R. Nasihin, Mek. Rabbani, F. Fevaid’den alınmıştır.)

  14. Yazan:Alperen saka Tarih: Nov 12, 2009 | Reply

    Yetmiş iki sapık fırka nasıl ortaya çıktı?

    Sual: (Kur’an-ı kerimi, kendi görüşü ile tefsir eden kâfir olur) mealindeki hadis bildiriliyor. Bir de (72 sapık fırka, Kur’anı yanlış tefsir ettikleri için Cehenneme gideceklerdir, ancak Cehennemde sonsuz kalmayacaklardır) deniyor. Bu bir çelişki değil midir?
    CEVAP
    Çelişki yok. Kendi görüşü ile tefsir etmek başka, âyetleri yanlış anlamak başkadır.

    Abdülgani Nablusi hazretleri buyuyor ki,
    İcma ile ve zaruri olarak bildirilmiş olan inanılacak ve yapılacak din bilgilerinde ictihad yapmak caiz değildir. Çünkü, bunlara inanmayan kâfir olur. Bu ümmetten bazıları itikatta ictihad yaparak 73 fırkaya ayrıldı. Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmemiş olan ve açık olanların da manaları icma ile ve zaruri olarak anlaşılmamış olan yapılacak işlerde ictihad etmek caizdir. İnanılacak olan bilgilerde ictihad hiç caiz değildir. Böyle bilgilerde ictihad ederken yanılmak, küfür olmaz ise de, büyük günah olur. Müslümanların 73 fırkasından 72 fırkası böyle yanılmış, doğru yoldan ayrılmış, Bid’at ehli olmuştur. Bunlar sapık inançlarının cezası olarak Cehenneme gireceklerdir. Ama Müslüman oldukları için, Cehennemde sonsuz kalmayacaklar, azap gördükten sonra, çıkarılacaklardır. (Hadika)

    Seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri buyuruyor ki:
    72 bidat fırkasından, kafir olmayanları, ehli kıbledir. Bunların hiçbiri kâfir değildir. Fakat 72 fırkadan herhangi birinde bulunduğunu söyleyen bir kimse, Kur’an-ı kerimde veya hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiş ve Müslümanlar arasına yayılmış bilgilerden birine inanmazsa, kâfir olur. (Tahtavi)

    Cehenneme gidecekleri bildirilen 72 fırkanın âlimleri, müctehid olmadıkları için ve tefsirlerden yanlış mana çıkarttıkları için, sapıttılar. Kur’an-ı kerimin ve hadisi şeriflerin manalarını herkes doğru anlayabilseydi 72 sapık fırka meydana çıkmazdı. Bu fırkaları çıkaranlar, müctehid değildi ama hepsi de oldukça derin âlim idi. Fakat hiçbiri, Nassların [Kur'an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin] manalarını doğru anlayamadı. Yanlış anlayarak, doğru yoldan ayrıldılar.

  15. Yazan:cb Tarih: Nov 12, 2009 | Reply

    Alperen bey,

    bulmuşsunuz geniş alan kusura bakmayın ama bilmeden öğrenmeden ortaya atmışsınız hatta ayıp olmasa ‘ sallamışsınız ‘ diyeceğim ama demeyeyim.O islam öyle bul bir bir site ordan copy paste ile Eliaçık’a saldır ile olmuyor,Kardeşim edep ya Hu !İhsan Eliaçık’ın hocası kimmiş?Siz birini efendi edinmeye çok mu alışkınsınız?Kuran ona mı inmiş?Kuran her mümine inmiştir bu konuda Alperen bey bir otorite olmadığı gibi kimse de değildir.

    Ben de size bir kaç soru soracağım ama google ve copypaste yasak.

    dinimizde mezhep imamımıza uymamız esasdır yoksa din karmakrışık hale gelir

    Bana Rasulullah’ın mezhebini söyleyebilir misiniz?

    3- İman artıp eksilmez. [Parlaklığı artıp eksilir.]

    Ey iman edenler,iman ediniz,ayetini nasıl şerh edeceksiniz?

    7- Kabir suali ve kabir azabı haktır.

    bana kabir azabından bahseden bir sahih hadis ya da ayet örnek verebilir misiniz? (veremeyeceksiniz)

    12- Mirac, ruh ve bedenle birlikte olmuştur.

    Hz. Aişe’nin sahih rivayeti,o gece Rasulullah buradan bedenen ayrılmadı,rivayetini nasıl açıklayacaksınız?

    15- Bugün için dört hak mezhepten birinde olmak.

    vay be,neyin hak neyin olmadığı konusunda ne kadar uzmansınız siz öyle,hak olmayan mezhepler neymiş?

    Siz sakın Sünni bir faşist olmayasınız?

 
umasal oku Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol