Sultanbeyli masal oku
ALPERENLİK RUHU

Bir Selçuklu Alpereni: 1. Alâeddin Keykubâd

Bir Selçuklu Alpereni: 1. Alâeddin Keykubâd

Bir Selçuklu Alpereni: 1. Alâeddin Keykubâd
Selçuklu Sultanı 1. Gıyaseddin Keyhüsrev'in ortanca oğlu olarak muhtemelen 1190'da dünyaya gelen 1. Alâeddin Keykubâd'ın çocukluğu hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Fakat hükümdar çocuklarının yetiştirilme usulleri göz önüne alındığında, o da çok küçük yaşlardan itibaren öncelikle iyi bir Müslüman, sonrasında ise iyi bir hükümdar adayı gibi ele alınıp yetiştirilmiş ve en iyi şekilde büyütülmüştür. Hem Allah'ın istediği iyi bir kul, hem de başa geçtiğinde halkın istediği ve hoşnut olacağı bir sultan gibi yetiştirilmiştir. 

1. Alâeddin Keykubâd, babası Gıyaseddin Keyhüsrev vefat edip, İzzeddin Keykavus sultan olduğunda, yaklaşık yedi yıl gözetim altında tutulmuş, bu süre zarfında ortaya koyduğu karakter ve davranış modeli ile halk nezdinde hüsnü kabul görmüştü. İzzeddin Keykavus vefat edince usul gereği, yerine kimin geçeceği konusunda görüşmelere başlanmış ve Alâeddin Keykubad'da mutabık kalınmıştı. Adet olduğu üzere de halka, eski sultanın ölüm haberi ile yeni sultanın başa geçtiği aynı ânda duyurularak, Alâeddin Keykubad'ın 28 yaşında tahta geçmesi resmîleştirilmişti.

Anadolu Selçuklu Devleti'nin onuncu sultanı olarak 1219'da tahta oturan sultan, devletin esas politikasını; millete hizmet, adalet ve düzene saygı şeklinde belirlemiş ve bunun için bütün devlet ricali ile birlikte, yöneticiliğin gereklerini en iyi şekilde yerine getirmeye başlamıştı. Yönettiği halkın kendisine Allah tarafından emanet edildiğine inanan Keykubad, sosyal devlet anlayışını benimsemişti. Ona göre devlet, halkı refah içinde yaşatmak için var olan bir müesseseydi. Bu inanç doğrultusunda ortaya koyduğu çalışmalar ile kendini halkının hizmetkârı olarak kabul ettirmeyi başarmıştı. Sultanın bu şekilde davranmasında tesirli olan iki önemli faktör vardı. Birincisi sultanın şahsiyeti, ikincisi ise okuduğu eserler, yani beslenme kaynaklarıydı. Milleti köle gibi görmek, onlara dilediği gibi hareket ederek sadece hükmetmek, Selçuklu devlet geleneğinde yoktu. 

Dinin devleti ayakta tutan mânevî bir güç olarak görüldüğü Selçuklu yönetiminde, devlet dine hizmet etmek için vardı. Bu inanç ve düşünceyi de saltanatının sonuna kadar devam ettirmeyi başarmıştı. Çünkü Anadolu Selçuklu sultanlarının hemen tamamı, Alâeddin Keykubad gibi dinine sadık hükümdarlardı. Celaleddin Karatay, onunla ilgili olarak; "On sekiz sene sultanın hizmetinde bulundum. Gecenin üçte birinden fazlasını uykuda geçirdiğini hatırlamıyorum. Bilakis onu geceleri Kur'ân-ı Kerîm okumak, namaz kılmak, dua etmek ve çalışmakla meşgul görürdüm.'' demiştir. O, İslâm'ın ve Müslümanların gözdesi olarak şöhret kazanmıştı. İnancının gereklerini bihakkın yaşamaya çalışması ve halkına iyi davranması, sistemin içinde Abbasi Halifesi'ne de son derece bağlı olması, Abbasi Halifesi en-Nasır Lidinillah'ın takdirine vesile olmuştu. Halife tarafından Sultanu'l-Âzam (İslâm hükümdarlarının en büyüğü) unvanı verilen Alâeddin Keykubad, bu meyanda sahip olduğu topraklarda halka geniş bir inanç hürriyeti tanımıştı. Bu topraklarda farklı din ve mezhepten insanlar bir arada, huzur içinde yaşamıştı. Anadolu'da Müslümanlar ve gayrimüslimler büyük ölçüde birbirlerine karşı saygı ve hoşgörü içindeydi. Hattâ çoğu zaman ortak değerler etrafında da toplanabilmişlerdi. Meselâ Mevlâna Celaleddin Rumî vefat ettiğinde, hem Hristiyan hem de Müslüman halk büyük bir hüzün yaşamıştı. Aynı topraklarda yaşayan bu insanlar, ülkelerini düşmana karşı birlikte korumaktan da geri kalmamıştı. Kösedağ Savaşı'nda Malatya'da, idarî problemler ve koordinasyon sıkıntısı görülünce, şehirdeki Müslümanlar ve gayrimüslimler aralarında bir sadakat yemini yaparak, şehrin patriğini idareci olarak seçmeleri, bu insanların aralarındaki münasebeti anlamamızı kolaylaştırır. Bu tebaa aynı zamanda kendi hukukları çerçevesindeki hürriyetlere de sahipti. Anadolu Selçuklu Devleti'nde bütün insanlar eğitimini aldıktan sonra her türlü mesleği yapabilirlerdi. Selçuklu hastanelerinde pek çok Hristiyan, Süryani ve Ermeni doktorun görev yapması da bunu açıkça gösterir. 

Sultan Alâeddin'in sosyal adalet anlayışına göre devlet, halk için vardı ve halkın memnun olması gerekiyordu. Memnun olmalıydı ki, merkezî otorite güçlü olsun, devlet uzun ömürlü olsun. Onun için saltanatı boyunca görevini yapma ve adaleti yerine getirme isteği hiç eksilmemişti. Yakınlarından veya nedimlerinden birisi, yetkisi dışında bir söz söylese onu hemen meclisinden uzaklaştırmış, bir daha meclise almamış, yakınlığın getirdiği suiistimal kapısını sonuna kadar kapatmasını bilmişti. İhmal ve suiistimalleri, adaletin temini adına çok büyük bir engel görmüştü. İktidarda bulunduğu süre zarfında, fiilen uyguladığı hukuka ait icraatları ile İki dünyada Allah'ın gölgesi, iki âlemde adaletin savunucusu olarak kalblerde yer edinmişti. En küçük haksızlığı tamir edinceye kadar arkasını bırakmamıştı. Zulme uğrayanların haklarını korumayı birinci vazifesi olarak kabul etmiş, haksız yere bir kimseyi cezalandırmaktan çekinmiş; fakat zalimi cezalandırmayı da geciktirmemişti.

Keykubad, fırsat buldukça geçmiş padişahları anlatan, nasihatleriyle padişahlara yol gösteren eserlere sık sık müracaat etmişti. Ki bu eserler dönemin idarecilerine ve devlet adamlarına pratik tavsiyelerde bulunmak ve adaletli bir yönetim oluşturmalarını sağlamak için yazılmıştı. Meselâ Büyük Selçuklu Veziri Nizamü'l-Mülk'ün Siyasetnâme ve İmam Gazali'nin Kimya-i Saadet adlı eserini elinden hiç düşürmemişti. Sultanın elinden düşürmediği kitaplardan biri de Keykavus'un Kâbusnâmesi idi. Ömrünün sonuna kadar medresede hocalık yapan ve Maarif adlı eserin sahibi olan Baha Veled de Sultan Alâeddin'in baş tacı idi. Baha Veled'in oğlu Mevlâna Celaleddin-i Rumî de sultandan çok büyük bir hürmet görmüştü. Moğol istilasından kaçıp Anadolu'ya sığınan Necmü'd-din Daye, Ebû Ali bin Ebi'l Hasan el-Sufi, Seyyid Burhanü'd-din, Ahmed bin Mahmudi Tûsî el-Kâniî gibi dönemin pek çok önemli siması, onun saltanatının ve kişiliğinin özellikleri sebebiyle Anadolu'ya gelip yerleşmişlerdi. Bunlar sultanın fikir hayatında yer almış ilim adamları idiler. Bu âlim ve mutasavvıfların ilim deryasından beslenince kendisini gurur ve enaniyet deryasına götürecek kapıları kapatmasını bilmişti. Meselâ Nizamü'l-Mülk'ün tavsiyesi üzerine her nevruz günü halkın karşısına çıkmış, halkın istek ve düşüncelerini dinlemiş, herkesin çok rahat bir şekilde şikâyetini dile getirmesini sağlamıştı. Hattâ burada kendisi ile alâkalı şikâyetleri dinleyip değerlendirmeye alacak kadar da olgun davranmasını bilmişti. Büyük devlet adamları büyüklük makamını, yaptıkları müspet ve büyük işler ve bıraktıkları eserler ile kazanmışlardır. Keykubad'ın da yaptığı en önemli şeylerden biri de işte bu ilim ve irfan sahibi insanların rehberliğini kabul etme anlayışıdır.

M. Altan Köymen, Alâeddin Keykubad'ı Batı'­dan yaklaşık üç asır önce gerçekleştirilen 'Türk Rö­ne­sansı'nın başlıca mimarlarından kabul etmiştir. Çünkü Alâeddin Keykubad dâhil bütün Selçuklu sultanları ilim adamlarına büyük önem vermiş, onlara son derece saygılı davranmış ve onların rahat bir hayat sürmeleri için her türlü imkânı sağlamıştı. Bu sayede Anadolu'da tıp, astronomi, matematik, felsefe gibi aklî ve tabiî ilimlerle alâkalı çok sayıda eser kaleme alınmıştı. Sultan Alâeddin'in ilmi himaye eden kişiliği sayesinde Anadolu bir ilim ve kültür merkezi hâline gelmişti. Medreselerde matematik, geometri, astronomi, coğrafya, fizik, kimya ve tıp ilimleri gelişmiş, ülkenin her tarafı medrese, tekke ve zaviyelerle donatılarak halkın ücretsiz eğitim alması sağlanmıştı. Onun hoşgörülü bir insan olması ve ilim adamlarının çalışmalarını desteklemesi sayesinde, Anadolu bir ilim ve kültür merkezi hâline gelmişti. Dönemin tarihçisi İbn Bibi, ilim adamlarının desteklenmesi ile alâkalı olarak; "Selçuklular, kültür ve edebiyat adamlarını yoksulluk vadisinden ve fakirlik çölünden kurtarıp, onların yüzünü güneş gibi ağartıp, her isteklerini kalbi temiz kimselerin duası gibi geçerli kılarlardı." demiştir. 

Araştırmacılar tarafından Anadolu Selçuklu Devleti'nin ihtişam devri olarak 1205–1243 yılları arası gösterilmektedir. Bu dönem içinde ise, Alâeddin Keykubad önemli bir yer tutmaktadır. Mimarlıkta, kuyumculukta, bıçak yapmada, bakırcılıkta, ressamlıkta ve dericilikte de büyük bir kabiliyete sahip olan Keykubad'ın Kayseri'deki yazlık sarayının plânlarını kendisinin çizmiş olması ve sarayın nasıl yapılacağına dâir açıklamalar yapması, hükümdarların yetiştirilmesinde nasıl ihtimam gösterildiğini ortaya koyması açısından son derece önemlidir. 

Dinin bir emri olarak iç ve dış temizliğe büyük önem veren Alâeddin Keykubad, ülkesinin her tarafını dinî ve sosyal müesseseler ile donatarak saltanatı müddetince Kayseri, Konya ve Sivas başta olmak üzere, Amasya, Erzurum ve Malatya'da geniş çapta imar hareketlerinde bulunmuştu. Selçuklular zamanında geçmişten gelen Nizamiye Medreseleri örnek alınarak inşa edilen medreseler, şehirlerde özellikle de başşehirde kültürel bir atmosfer oluşturmuştu. Bunlara misâl olarak, açık avlulu ve iki eyvanlı medreselerin öncüsü kabul edilen Hunat Hatun Medresesi, Ziyaiye Medresesi, Atabey Gazi Ertokuş Medresesi, Konya Karatay Medresesi'nin yanında Sultan Hanı ve Karatay Kervansarayı ile birlikte, Kayseri yolu üzerinde bulunan Keykubadiye Sarayı ile Konya-Beyşehir yolu üzerindeki Kubadabad Sarayı gösterilebilir. Ayrıca Konya'da Darüşşifâ-i Alâiye ile Konya Alâeddin Tepesi'nde yaptırdığı Alâeddin Camii, Niğde Alâeddin Camii, Malatya Ulu Cami, Afşin Ashabı Kehf Camii bu devrin belli başlı eserlerindendir.

Dönemin ruhunu şahsiyetinde toplayan siyasî bir deha ve devrinin en büyük hükümdarı kabul edilen Keykubad, maalesef devletler muvazenesinde elde ettiği konumdan rahatsız olan içteki hainler ile dıştaki düşmanların ittifakı neticesinde, bir av yemeğinde zehirlenerek öldürülmüştü. Henüz kırk beş yaşında, devlete çok büyük hizmetler verecek bir zamanda iken gerçekleşen böyle acı bir hâdise, bugün ülkemizin yakın ve uzak coğrafyalarda kazanmaya başladığı tarihî itibara karşı oluşturulan iç ve dış ittifaklara ne kadar da çok benziyor… 



Kaynaklar 

- Alâeddin Keykubad'ın Sosyal Devlet Anlayışı, Hülya Dursun, Yüksek Lisans Tezi, Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Orta Çağ Bilim Dalı, Kars–2008.

- Büyük Türkiye Tarihi, Cilt II, Yılmaz Öztuna, Ötüken Yayınevi, 1977, Sayfa: 461–466.

- Osmanlı Tarihi, Cilt I, İ. Hakkı Uzunçarşılı, TTK Yayınları 1982, Sayfa: 5–8.

- Selçuklu Hükümdarı Büyük Alâeddin Keykubad ve Anadolu Savunması, Mehmet Altan Köymen, Belleten, Cilt LII, Sayı 205, TTK Basımevi 1989, Sayfa: 1539–1545. 

- Devlet ve Hanedanlar (Türkiye), Cilt II, Yılmaz Öztuna, Kültür Bakanlığı Yayınları 1996, Sayfa: 35. 

- Selçuklu İktidarının Belirlenmesinde Rol Oynayan Güçler ve Alâeddin Keykubad'ın, Türkiye Selçuklu Tahtına Çıkışı, Prof. Dr. Salim Koca

- Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubâd Dönemine (1220- 1237) Bir Bakış, Emine Uyumaz, Cogito, Sayı: 29, Selçuklular Özel Sayısı, Yapı Kredi Yayınları, Güz 2001.

- Selçuklular Zamanında Kayseri'de İlmî ve Kültürel Faaliyetler, Yüksek Lisans Tezi, Hazırlayan: Dilber İlimli Usul, Konya–2007. 
 
umasal oku Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol