Hiçbir âli menfaatin kaynamadığı ocaklarda çile katranıyla demlenmiş çaylardan yudumladın mı hiç?
Bir gece yarısı uykunu sonu olmayan umutların simsarlarına kaptırıp hayatının geriye kalanını, kederle çektiğin bir cigara dumanıyla üflediğin oldu mu?
Zoru aşma yollarında egoistliği öğütleyen bilmiş pedagogların dediklerini umursamayıp hak için hakça ne yapacağını düşüne düşüne yanan mumun altında erim erim hiç eridin mi?
Gelen bütün ilhamlarını sevdiğiyle inancı arasında harcama tercihine düşen en divane âşıkların ızdırabını kana kana çektin mi hiç ciğerine?
Sonunda ne kazanacağını hiç hesap etmeden en çılgın liselilerin tutkusuyla tutunduğun bir his galeyanına teslim ettiğin bir parça ömrün oldu mu hiç senin?
Pencerenden üç asırdır baktığın bahçende hazan mevsiminin değişmemesinden usandın mı? Hiç usanmaktan utandın mı, ya da utanmaktan hiç usandın mı?
Karşı şeritten sel gibi akan kalabalıkları gördüğünde tenha yollarda çıldırtan yalnızlığın zehrine yıllarca mahkûm oldun mu hiç?
Bir selam verene rastlamadan uçsuz bucaksız bir heyulayı yıllarca yorgun argın adımladığın oldu mu?
Esen rüzgârların zamanı boyadığı en kirli renklere bürünen bukalemunlar arasında çaresizce kirlene kirlene kaybolmaya yüz tutan bir beyaz oldun mu hiç?
Mavi gecelerde kurduğun hayalleri zifiri karanlıklar çaldığında içinden hıçkırarak mırıldandığın acının terennümleriyle bütün zerrelerin titredi mi hiç?
Hangi mazluma yakıldığı bilinmeyen ağıtlara bütün ruhunu revan edebildin mi?
Yalnızlık sendromu tanımlayan hokkabaz profesörlerin yüzüne yaşadığın yalnızlığı çarpmak geçti mi içinden?
İtlerin bile güldüğü kimsesizliğini koltuğunun altına alıp evine ekmek diye götürdüğün olmadı mı yani?
Para babalarının modern değnekçiliğine soyunmuş hukukçulardan hak dilendiğin olmadı mı?
Kancık fıtratlı tuzu kuruların mücahitliğe soyunduğu meydanlarda kendine bir köşe kapmak için oradan oraya atmadın mı hiç yıpranmış bedenini?
Fuhuş albümüne dönen gazetelerde küçük bir fısıltın olsun diye avazın çatlayana kadar bağırdığın olmadı mı hiç?
Bebekleri kiralık annelere teslim edenleri gördükçe kendini biberondan kan emen kahırlı bir çocuk gibi hissetmedin mi?
Dünyalık hırslarının ardı arkası kesilmeyen insanlarla yaşamak durumunda kaldığın, sanki mutluymuşsun gibi sahte tebessümlerin ardında içinde biriken sancıları sindirdiğin zor zamanların olmadı mı senin?
Taraf olmanın rozet takıp karşıya laf yerleştirme gayretiyle kurulmuş polemik ve cerbeze dolu cümleler kurmak kadar basitleştiği zamanlarda, soluyarak, tadarak, hissederek, acıyarak hakkın tarafında durmanın bedelini ödediğin olmadı mı?
Çıkartma kâğıdı şehirlerde sarhoş kusmuğu gibi yollara düşen avm ışıklarının altından her geçtiğinde sefahetle tükenen ömürleri düşündükçe senin de ruhun tükenmedi mi?
Haricinde kalan kesif, umarsız, sığ, hantal ve nefes alan cesetler karşında dururken nasıl, kiminle, kaç kişiyle diye beyin törpülediğin olmadı mı senin?
Samimiyetin, fedakârlığın canlı yayınlarda reklam mezesi haline geldiğini görmek dehşete düşürmedi mi seni?
Her doğan günün biraz daha üstünü örttüğü billurdan mazi bir zümrüd-ü anka gibi kaf dağının ardına süzülürken kendini onun peşinden sürükleyesin gelmedi mi?
Sana hiç Maraş’tan haber de mi gelmedi?
Günlerce vücudun buz kesmedi mi yani?
Sahi sen hiç alperen oldun mu? Onlar bir kere oldu. Senin bulduklarını kaybettiler ama senin kaybettiklerini buldular.
İSTEMİHAN FIRAT